Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım. Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü. Ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım Aşk’ı soran sizler, Aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum. (dahası…)
Temmuz 3, 2007

(Sona doğru)
Saygıyla eğilecektim
Acının onurlu direnişine
Gömecektim tüm teorileri
Ramak kalmıştı, bir eşik sadece
Ve,
Yüksek yerlere çıkıp nutuklar çekecektim
Hey insanlar!
Aklıbaşındalar!
Buraya bakın! Bakın ve görün!
Heyhat!
Hava aydınlıktı, seziyordum
Tehlikeli suların çağlayanı
Müjdeci
Seni karanlık adamlar getirmedi
Beni biliyorlar mıydı, bilmiyorum
Tutanaklar ve mahkeme kayıtları
Adına yabancı, adıma aşina
Hey! Mübaşir o kim?
Mübaşir: Onu duymadım, görmedim
Ama seni…
Vah bana!
Vah sana!
Sanrıların son kahramanı
Demek hazırsın
Öyleyse karanlığıma hoş geldin.
Bundan böyle
Tüm yeminler
Ahitler
Ve kalemim
Sana.
Bilesin.
Temmuz 3, 2007
…
Ben aslında bir zamandır dünyayı, aşk tarafından kirletilmiş bir yer olarak görüyorum. Aşkın bedenden başka bir yurdu olduğuna inananlar bile, onun ilkin balçıklarında bir haz bırakmasını istiyorlar. Oysa ben aşkın, daha yere mi yoksa göğe mi ait olduğunu anlayamadan mağlup oldum ona. Beatrice’in mihmandarlığında cenneti gezen Dante’yle de, aşkın hallerini yoğurup duran Rüşt’le de yok bir akrabalığım. Biliyorum ki aşk bir kaybediştir ve o büyük kaybedişin ardından bütün sözcükler ölümle cezalandırılmıştır.
Öyleyse her gün kulaklarımı işkâl eden, her gün dişi bir tümör gibi çoğalıp duran bunca aşk sözcüğünün anlamı ne? Bu lanetli aşk ormanında hangi çocuk masum, hangi ergen diri, hangi kadın anne kalabilir? Elbette bilimsel bir çözümü var bütün bunların. Her yenilgiden sonra tamir edebilirler, her geri kaldığında bir kez daha ayarlayabilirler kalbi. Eğer böyle böyle istila edilmezse, insan kendi kalbinin altında kalabilir; bunu iyi biliyor eşyanın ustaları…
Ben aslında bir zamandır, insanlıkla birlikte kendimi istila etmekle meşgulüm! Bir tarafım olmadığı halde, bir tarafım varmış gibi konuşmalar yapıyorum mesela. İnanmadığım halde topraktan, beklemediğim halde istikbalden bahsediyorum. Oysa iyi biliyorum ki dünya, bir meleğin kanadında titreyip duran bir su damlasından daha ağır değil. Bütün bitkinlikler, bütün meraklar, bütün aşklar, bütün kentler ve tarih, o su damlasının içinde saklı. Orada geçmiş de yok gelecek de. Bir tek “an”ın iniltisi koca bir tarih tutuyor işte…
İyi de, bir cahilin kendi hafızasını dişlemekten başka ne işe yarıyor, bütün bunları bilmek!
Ali Ayçil
Haziran 28, 2007
İnsanlık büyük bir hata içinde olmalı.
Toparlanmalı ve bizlere yaşamanın temel gerçekliği olarak öğretilen aşk üzerinde yeniden düşünmeliyiz.
Hayat. Gerçek. Aşk.
Hayatın gerçek yönü aşk mıdır sahi?
İnsana sunulan oyunların en vazgeçilmezi mi?
Böylece insan aşkın hakikat olduğu yanılsamasına düşüyor ve oyalanıp duruyor mu yoksa?
İnsan nerede hata yapıyor?
* Mütalaa aklı başında her karşılığa açıktır.
Haziran 25, 2007
Haziran 24, 2007
“O çok şerefli Kur’an’a and olsun!”
Âyetiyle başlayan Kâf Sûresinin Türkçe meâlini ilk okuduğumda duyduğum heyecan halini kelimeleştirebilmem güç. Tarihi arka planı olmayan bu büyük sûre, tüm zamanları kuşatan kozmik oyunun insana ve mefistoya biçtiği rolleri ve onların kıyamet gününe değin kullanacakları ortak düşünce kalıplarını kendilerini bekleyen sonla birlikte anlatan genel bir kader sûresi adeta. Her insanın bir yönüyle içine mutlaka girdiği, biyografisini okuduğu sûre, öğüt, tehdit ve yol gösterici ayetleriyle sarsıcı bir anlatım düzeni haiz. (dahası…)
Haziran 19, 2007
Merhaba
İnsanların nedenleri ve niçinleri vardır. Bazen kelimelerle anlatılamayacak kadar tanımsızdır bütün bunlar. Tanımlamanın gereği de yoktur. Kendi olmak kendinde olmak içsel buluşmanın bir tarafında sorgulayan, diğer tarafında cevap veren bedenler bulundurmak her ferde ait bir nitelik olmasa gerek. Kavgalardan çıkmış olanların diğer buhranlar karşısında takınacakları tavırlar hesapsız askerlerden farklı olmalıdır. Farklı olduğu içindir ki en büyük kuşatmalar orda başlar.
Dış dünya saldırılarının her parçası o bağırda durdurulur. Onun hayatında yenilmişlik yoktur, çünkü o yenmenin ve yenilmenin içini en ferah kalp ritimleriyle doldurmuştur. Onda korku yoktur, onun lügatinde denklemi kuran sözcük aşkla yıkanmış akılla dizilir kağıtlara. (dahası…)
Haziran 18, 2007
İyi değilim
İnsanlar acımasın diye
saklamak işten bile değil
Kimden çekinesi
Kırılacak cam kalmadı
Çıplak ellerle toplamak var sırada
Ay tozuna yansıyan kırmızılık kanımdadır.
Kanayan yara sezgili
Ritmi bir sözün olmasına ya da olmamasına bağlı
Gözden kaçan bir imaya
Ve bedenin boşlukla oynaşması
Aşağı yukarı aşağı yukarı
Çekingenlik göstermeyecek biliyorum
İpi çekmekte
Ben de ellerine sarılmayacağım
Yapma diye
İyi iş çıkacak
Memnun olacak herkes
Sırtımda taşıyacağım ellerin izlerini
Şahit.
Haziran 17, 2007

“AŞK RUHLARIN ÇEŞİTLİ YARATIKLAR ARASINDA BÖLÜNMÜŞ PARÇALARININ BİRLEŞMESİDİR.”
Aşk ruhların asıl kendi alemlerinde birleşmesidir. Hepimiz biliyoruz ki bu fani alemde ruh bir takım örtülerle kaplı, ârazlarla sarılmış ve yeryüzüne ait doğal içgüdülerle kuşatılmıştır. Bütün bunlar ruhun pek çok niteliğini gizler ve yukarıda sözü edilen zor birliği sağlamaya engel olurlar. Bu düşüncenin gerçekleşmesini, ruhun oraya uygun ve elverişli duruma gelip hazır olduğunda ve kendisine sevilecek nesne ya da kişideki ortak özelliklerle kendisinin gizli yanlarının ortaya çıkmasından, kendisine uyan ve benzeyen yönlerin tanıtılmasından sonra umut edebiliriz. İşte o zaman hiç engelsiz gerçek birliktelik sağlanmış olacaktır. İlk anda meydana gelen bütünüyle fiziksel hayranlık ve görünenin ötesine geçemeyen dış güzelliğe kapılma gibi bazı nedenlere gelince bunların tümü tam anlamıyla bedensel arzunun saklı sırrıdır. (dahası…)
Haziran 11, 2007
“HERŞEY ENİNDE SONUNDA SESSİZDİR. BİR GÜNÜN KIRILGANLIĞINDAN KALAN, TEKRAR TEKRAR KIRILAN MÜTEELLİM BİR İNSAN SESİNİN BAŞLATTIĞI AĞLAMANIN KIRI SESSİZDİR.” İlhami Çiçek
konuşmak zor
kendi sesinin yankısını duymak
bir defa iki defa
sonra içinden konuşmaya alışmak
unutarak sesleri
korkuyla kapaklanmış, tenhaya sığınmış
ortalık yerde söylenemeyecek
kaçamak saydıklarım
dudağımın kıpırtısından okunur
zikre bedel, sevaba mazhar
kelimeler parmak uçlarımı sızlattığında
tıkırtılar duyulur
mürekkep sıcağının yerine
duru sözcükler olsun isterim
susmanın asaleti
ve kadın duruşu gibi
mağrur ama kaygılı
sevecen ve utangaç


