Haziran 2007


İnsanlık büyük bir hata içinde olmalı.
Toparlanmalı ve bizlere yaşamanın temel gerçekliği olarak öğretilen aşk üzerinde yeniden düşünmeliyiz.
Hayat. Gerçek. Aşk.
Hayatın gerçek yönü aşk mıdır sahi?
İnsana sunulan oyunların en vazgeçilmezi mi?
Böylece insan aşkın hakikat olduğu yanılsamasına düşüyor ve oyalanıp duruyor mu yoksa?
İnsan nerede hata yapıyor?

* Mütalaa aklı başında her karşılığa açıktır.

SESLER VE KELİMELER TÜKENDİ.
KAPALIYIZ.

kelebek.jpg

“O çok şerefli Kur’an’a and olsun!”
Âyetiyle başlayan Kâf Sûresinin Türkçe meâlini ilk okuduğumda duyduğum heyecan halini kelimeleştirebilmem güç. Tarihi arka planı olmayan bu büyük sûre, tüm zamanları kuşatan kozmik oyunun insana ve mefistoya biçtiği rolleri ve onların kıyamet gününe değin kullanacakları ortak düşünce kalıplarını kendilerini bekleyen sonla birlikte anlatan genel bir kader sûresi adeta. Her insanın bir yönüyle içine mutlaka girdiği, biyografisini okuduğu sûre, öğüt, tehdit ve yol gösterici ayetleriyle sarsıcı bir anlatım düzeni haiz. (dahası…)

iiti.jpg

Merhaba

İnsanların nedenleri ve niçinleri vardır. Bazen kelimelerle anlatılamayacak kadar tanımsızdır bütün bunlar. Tanımlamanın gereği de yoktur. Kendi olmak kendinde olmak içsel buluşmanın bir tarafında sorgulayan, diğer tarafında cevap veren bedenler bulundurmak her ferde ait bir nitelik olmasa gerek. Kavgalardan çıkmış olanların diğer buhranlar karşısında takınacakları tavırlar hesapsız askerlerden farklı olmalıdır. Farklı olduğu içindir ki en büyük kuşatmalar orda başlar.
Dış dünya saldırılarının her parçası o bağırda durdurulur. Onun hayatında yenilmişlik yoktur, çünkü o yenmenin ve yenilmenin içini en ferah kalp ritimleriyle doldurmuştur. Onda korku yoktur, onun lügatinde denklemi kuran sözcük aşkla yıkanmış akılla dizilir kağıtlara. (dahası…)

İyi değilim
İnsanlar acımasın diye
saklamak işten bile değil
Kimden çekinesi
Kırılacak cam kalmadı
Çıplak ellerle toplamak var sırada
Ay tozuna yansıyan kırmızılık kanımdadır.

Kanayan yara sezgili
Ritmi bir sözün olmasına ya da olmamasına bağlı
Gözden kaçan bir imaya
Ve bedenin boşlukla oynaşması
Aşağı yukarı aşağı yukarı
Çekingenlik göstermeyecek biliyorum
İpi çekmekte
Ben de ellerine sarılmayacağım
Yapma diye
İyi iş çıkacak
Memnun olacak herkes
Sırtımda taşıyacağım ellerin izlerini
Şahit.

“AŞK RUHLARIN ÇEŞİTLİ YARATIKLAR ARASINDA BÖLÜNMÜŞ PARÇALARININ BİRLEŞMESİDİR.”

Aşk ruhların asıl kendi alemlerinde birleşmesidir. Hepimiz biliyoruz ki bu fani alemde ruh bir takım örtülerle kaplı, ârazlarla sarılmış ve yeryüzüne ait doğal içgüdülerle kuşatılmıştır. Bütün bunlar ruhun pek çok niteliğini gizler ve yukarıda sözü edilen zor birliği sağlamaya engel olurlar. Bu düşüncenin gerçekleşmesini, ruhun oraya uygun ve elverişli duruma gelip hazır olduğunda ve kendisine sevilecek nesne ya da kişideki ortak özelliklerle kendisinin gizli yanlarının ortaya çıkmasından, kendisine uyan ve benzeyen yönlerin tanıtılmasından sonra umut edebiliriz. İşte o zaman hiç engelsiz gerçek birliktelik sağlanmış olacaktır. İlk anda meydana gelen bütünüyle fiziksel hayranlık ve görünenin ötesine geçemeyen dış güzelliğe kapılma gibi bazı nedenlere gelince bunların tümü tam anlamıyla bedensel arzunun saklı sırrıdır. (dahası…)

“HERŞEY ENİNDE SONUNDA SESSİZDİR. BİR GÜNÜN KIRILGANLIĞINDAN KALAN, TEKRAR TEKRAR KIRILAN MÜTEELLİM BİR İNSAN SESİNİN BAŞLATTIĞI AĞLAMANIN KIRI SESSİZDİR.” İlhami Çiçek

konuşmak zor
kendi sesinin yankısını duymak
bir defa iki defa
sonra içinden konuşmaya alışmak
unutarak sesleri

korkuyla kapaklanmış, tenhaya sığınmış
ortalık yerde söylenemeyecek
kaçamak saydıklarım
dudağımın kıpırtısından okunur
zikre bedel, sevaba mazhar

kelimeler parmak uçlarımı sızlattığında
tıkırtılar duyulur
mürekkep sıcağının yerine
duru sözcükler olsun isterim
susmanın asaleti
ve kadın duruşu gibi
mağrur ama kaygılı
sevecen ve utangaç

Farkında olmadan vermiş görünmek…
Aşık kör değildir, aşıktır. Her şeyin farkındadır. Kuklacısına ait olduğunu, Donkişot’un saflığını yüklendiğini, şövalye olmadığını, kılıcının tahta olduğunu bilir, bilmez görünür, aşıktır. Karşısındakini küçültmemek için benimsenen roldür aşık için. Verir verir… Umut için.
Aşıktır, artık her şeyiyle başkasına ait, sürekli vermeye hazır. Sahibi başkasıdır.
Devrinin geçtiğini, masalların kitaplardan bile kovulduğunu bilir de prenses düşüne bilerek düşer, ve çıkmaz bilerek yine.
Aşkının öznesi ise sürekli almaya hazırdır, farkında değilmiş gibi alır, olması gerekenmiş gibi, olağanmış gibi. Bilir çünkü sahip olduğunu vazgeçilmez olduğunu. Alır alır…

İnsanlık tarihinde bilinmeyen ne var.
Yazılan yazıldı bir kere, sahnelendi binlerce kere.
Alan çoğalır, veren tükenir.

Aşk iki sahip, iki köle ister.

Farkında olan insanın bitmek bilmeyen ızdıraplarını yokluğa çevirebilmek mümkün değil. Çünkü o vardır artık. Yaratıcı onun varlığını yokluğuna tercih etmiştir. Ve kulun bu aşamadan sonra yokluğa hükmetmesi imkansızdır. Felsefi geleneğin cevabını bulamadığı ve her filozofun kendine has cevapları olduğu bu alanda konuşalım biraz. (dahası…)

maraz.jpg
Belalı bir his bu
Pasak dolu marazî,
Batağı tüm rezilliğin
Sesindeki soğukluk
Kelimelerin kansız

Ben Promete
Tüm tanrılara kafa tutumuşum
Ciğerlerim parçalanıyor her gün yeniden
Yasaklara baş kaldırmışım
İsyan yaftasıyla kelepçelenmişim dağlara
Dimdik durmuşum, korkmamışım
Aldırmamışım, yok maskelerim
Haykırıyorum bir kere daha sen de duy!
Yakıyorum yasaklarınızı bir bir!
İşte 25. parşömen kısım 2 altın varak
Atalarınız böyle mi demişti
En zalimi, vazgeçemediğiniz cemiyetiniz
Nerde kutsalım, hani hazinem
Ya sesin, ya o kelimeler
Onlardan mı söyle?
Öyle soğuk öyle ötede
Hepsi ihanet
Akbabalar şefkatli

Ben Promete
Hissedersem bir zerre soğuyuş
Yıkılacak tüm varlığın
Sürülecek varlığımdan
Ve teslim olacağım akbabalara
Bilmiyor musun?