“Unutma insanlar bilgi değil, avuntu isterler.”
M.Gorki
Bilginin mutluluk getirmediği besbelli…Bilgi bağışlayabilmeyi, sevgiyi, şefkati kalbe yerleştiremiyor. Sadre şifa olduğu durumlarda bile, yalnızlık, güvensizlik ve korku gibi yan etkileriyle pahalı bir seçenek. Yalnızlık çünkü, ilişkilerinde “artma,çoğalma” beklentisi içinde olmayanlar, bilgi konusunda da yetersizlikleriyle yüzleşmeye, ürkütülmeye ve “acaba nesnesi olur muyum” korkusuna gelemedikleri için, bilginin mücessem olduğu insanların etraflarını boşaltıyorlar. Bilişsel ürünlerini teklif edecek alıcılar arayan dolu insanlar, benliklerini bir kutsalın hizmetine adayarak, gölgesine sığınarak, hep kendine yontuyor iticiliğinden kurtularak çekim merkezi olabilirler. Güvensizlik evet, bilme duygusu beraberinde bilmeme duygusuyla tanıştırıyor insanı. Sonsuz bir çabayla bile künhüne varamayacağı ölçüsüz bilinmezler karşısında, bilinebileceklerin ummanda bir katre olduğunu, bilindikçe bilinemezlerin arttığını gören zeka, sırtını bilebildiklerine bile dayayamıyor. Şevki nisbetinde giderek küstahlaşan, çın çın kahkahalarını yüzüne savuran meçhul önünde tedirginlik duyuyor. (dahası…)
Hayat ile ölüm arası bir soluk
Gerçek ile düş arası bir soluk
Aşk ile gerçek arası bir soluk…
Çok önceydi…
Kendimin ve gerçekliğin farkına yeni yeni varıyordum, hayatım çoğalmaya başlıyordu. Geliyorlardı, güneşler doğuyor baharlar yeşeriyordu. Hayatın gerçekliği bulaşıyordu sonra ellerine gözlerine en çok da ruhlarına. Gerçek oluyorlardı olamayacakları kadar, güneş yakıyordu bedenlerini, rüzgarlarında, denizlerinde boğuluyorlardı.
Ve ağrılar ve sancılar bıçak yarası kadar dokunulan, hissedilen. Bilmiyorlardı, ama ben biliyordum sebepleri biliyordum, sonuçları biliyordum. Ve bilmenin kekremsi acı tadını. (dahası…)

Hak, şerleri hayr eyler,
Zannetme ki gayr eyler,
Ârif ânı seyr eyler,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Sen Hakk’a tevekkül kıl
Tefvîz et ve râhat bul,
Sabr eyle ve râzı ol,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
(dahası…)

son durakta albenili bir güz derinliği
yaprakların rengi sabahtan
güneş ve ay iki hecelikti okusaydınız
okumadınız sustunuz
seyirde sükutun izleri var
hıçkıran gökte rahmet sadece
kanatılmış olmak dokunur da
eğilir bakışlar, hatırlamak azab olur
kapanır urbalar her yer bembeyaz
mahrem kalır gizlide renkler
görebilmek hayal olur.
Çok kızgınım, sebep yok!
Ateşler püskürüyor gözlerim
Alnımda ölüm soğukluğu
Hem sıcak hem soğuk..en sıcak en soğuk
Çatlayacak kafatasım!
Bileklerim sancıyor
hücrelerimin her biri bir çivi, vücudum delik deşik
nefesim yırtarak çıkıyor boğazımı
Allahım! Yardım et! Sükûnet, biraz sükûnet
Bırakın beni ne olur!
Kırmalıyım tüm saatleri
Tik tak tik tak tik tak!
Sûr’a mı üflendi, nedir bu?
Nedir kulaklarımda ki kıyamet
Ne olur susturun, susturun
Susun
Ağlamak istiyorum,
Ağlamak istiyorum
Yoksa nasıl dinerim.

Avare: Aşk aldatır mı? Dünyalık sevgi ve aşklara sövme mevsimim mi geldi ne… patavatsız küfürler savuruyorum gökyüzüne..
Kendini bilmez kişi: Aşkı küçümseyici ifadeler..istemem yan cebimde kalsınlar…
Avare: Hayır, aşklar yorucu… pis.. usanç.. korkunç.. kötü.. ne bileyim.. öyle işte..
Kendini bilmez kişi: Aslında bunları söylerken insanoğlu beceriksizliğini de ilan etmiş olur, zira hissedebilme özelliğini veren bunun olabileceğini; belki olması gerektiğini de söylemiştir..yani; aslında aşk değil pis, korkunç ve kötü olan..
Avare: Dünyalık sevgiler ne olursa olsun, insanı eziyor. Benim kalbim bunları barındırmaktan yoruluyor ve ızdırap çekiyor. Kalp, dünyalık sevgiler için olmamalı…
Kendini bilmez kişi: Dünyalık sevmeyi beceremezsen başka dünyaların aşkını da anlayamazsın, nasıl bilebilirsin ki, numûnesini görmediğin bir şeyin aslına eriştiğini?
(dahası…)

Sen geda!
Gülümse gedalığınla, yüzünde tebessüm olsun..
Rabbin gülümseyenleri, gülümsetenleri sever…
Acıma sakın kendine ve başkasına, O’ndan merhametli değilsin!
İhtiyaçlarının neler olduğunu bilen Bir’i var…
Sen bilmiyorsun… Bildiğini söyleme sus! Bilmiyorsun…
Hiçbir şey bilmiyorsun…
Mağrur olma azîz ol! Farkını bil ve farkının sana yüklediği ağırlığı..
Yıkılacağını sanma; Rabbinin ahdi, taşıyabilirsin…
Kalbini tut, bozulmasına izin verme, Efendin buyuruyor; o bozulursa tüm bedenin ve ruhun çürümeye bakar…
Kaybedersin, kaybedenlerden olma!
Hüznü sev…gözlerin bakmadan boşluğa…
Ümidini kesme sakın…
Aç ellerini, geri çevrilmeyecek asla..
Rahmetim ve mağfiretim üzerinde diyor…
Kork! Yapamamaktan söz verdiklerini…
Kapılma oyunlara, bitecek bir rüyadasın bil!
Hazırlan, yakındır…
Gidiyorsun…

ben bir ağacım çırılçıplak
çakılı bozkırda
yanık köklerim
tepemde güneş…
kalmak için gelinmez yanıma
her gelenin vardır başka bir diyarı esecek
mevsim rüzgarları gibi
bak kollarıma damarlarım kupkuru
üzerimde asırların dilekleri
rengarenk; mavi, kırmızı, sarı, yeşil…
kapkara, bembeyaz…
biliyorum gideceksin
ama söyler misin rengi ne dileğinin
biliyorum gideceksin; ben hiç gitmedim
anlatır mısın bana nasıl bir şey olduğunu gitmenin
çıkar mı ruhu gidenin de, ardında kalan gibi..
ölür mü tekrar tekrar uzaklaşan her adımda
gözlerine yürüyen kanlar bulaşır mı göz bebeklerine
görünmez olur mu her şey
bilmiyorum giden ne hisseder
dedim ya,
hiç gitmedim ki…

Tarih boyu mutluluk üzerine düşünmeler kısa yoldan nasıl mutlu olunacağına dair herkes için geçerli olacak sihirli formülü bulmuş ve de vaz etmiş değiller. Bir duygu halinin mahiyetini anlama ve onu sözle kopyalama girişimi, son tahlilde yapısal imkânsızlık duvarına gelip dayanır. Mavinin rengi mavi dışındaki bir kavramla izah edilemediği gibi, mutluluk da sebeblerin ve sonuçların ötesinde, ancak kendisinden ibaret kalacaktır.
(dahası…)

Çok koştum peşinden tıyneti bozuk aşkların..
Anarşist ruhum dinlemedi güzel sözlü insanları..
Nasihatler küfür gibi kulaklarıma küpe
Her kaçırışımda treni hapsettim kelimeleri ağzı bozuk şiirlere
Sokak kadını arsızlığında mısralarım..
Savurdum sağa sola kimini, hiç birini affetmedim..
Hiç acımadım, merhamet dilenmelere aldırmadım..
Biledim dişlerimi, kin damlayıncaya kadar…
Hadi söyleyin, söyleyin!
Kelimeleri yargılamanın yakışmadığını bir şairin dizelerine
Parmak uçları birleştiriyor diye suçlu kılmanın nûnu ve kâfı..
Yadırgayın beni…
Beni yargılayın, beni yargılayın!
Fotoğraf: Mandyy/Netfotograf.com